İYTE-IEEE Savronik Teknik Gezisi
18 Şubat Perşembe gecesi düştük yollara… Otobüsün son koltuğundaki son adam olarak katıldım geziye, gezide “arka 10″lu olarak tanınan ekipte
Ulaşım sponsoru Anadolu Ulaşım için çektirilen fotoğrafın hemen ardından otobüsün hareket etmesiyle başlayan şarkılar gecenin 3üne kadar sürdü. “Arka 10″lu da tabii ki. Zaman zaman şarkılara katılmakla beraber genellikle sessiz olup uslu çocuk sıfatını takındığımı belirtmek ve de “Arka 10″luya gelecek zevallerden uzak durmak isterim
Sonrasında yine uzaktan izlediğim “Vampir-Köylü” gibi bir oyunla sabaha yaklaşıldı ve sabah saatlerinde Eskişehir girişinde verilen molada içtiğimiz çorbalar ile kahvaltı edildi.
Ardından Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü girişinde duraklayıp 45 dakika kadar Anadolu Üniversitesi’nin kampüsünü gezdik İYTE-IEEE ekibi olarak. Sonrasında Anadolu IEEE ve Atılım IEEE ekipleri ile buluşarak Savronik’e doğru hareket ettik. Organize Sanayi Bölgesinde yer alan 2 ayrı yerdeki 2 binasını gezdikten sonra Savronik hakkındaki sunuşumuzu dinledik ve kokteyl havasında muhabbet ettik. Savronik teknik gezimizi tamamladıktan sonra yeniden Yunus Emre Kampüsü girişinde inip şehir merkezinde zaman geçirdik. Espark’ta yediğimiz öğlen yemeğinden sonra yaptığımız kısa yürüyüşte canım Tuğba’nın bize eşlik ve de rehberlik etmesiyle Tramvay yolundan geçip, İstanbul’un İstiklal Caddesine benzeyen Doktorlar Caddesine gittik, oradan da Porsuk Çayı’na. Porsuk Çayı kenarındaki Hera Kafe’de oturup zaman geçirdik, Elma Çayı gerçekten harikaydı, tavsiye ederim
18.00′da ekibin tamamıyla Kanatlı Alışveriş Merkezi’nin önünde buluştuk ve Donas’a gittik, harika dürümler yapıyorlar, kesinlikle tavsiye ediyorum yemenizi…
Topluca yenilen akşam yemeğinden sonra yine topluca Havelka’ya gidelim dedik, önden 10 kişilik bir grup olarak gittik ve 50 kişi kadar bir grup olduğumuzu söyleyince bizi alamayacaklarını söylediler. Nasıl bir zihniyettir anlamadım
Bomboş duran yaklaşık 150 kişilik bir üst kat, önce tamam ama masaları birleştiremezsiniz denmesi ve bizim kabul edip sorun olmayacağını söylememiz, arkasından 12-15 kişinin üzerinde grup kabul etmeyecekleri… Nasıl bir saçmalıktır anlamadım
Masaları vs birleştirip mekanın düzenini bozmayacağız, e gürültü vs de yapmayacağız, sorun ne ola ki? Buradan anladık ki, Eskişehir’in esnafının karnı tok, hiiiç boşuna bağrışmasın Eskişehir’den kimse “Kriz vaarr, esnaf ölüyo, bitiyoo” diye, bu dakikadan sonra yemeyiiiz
Şiddetle karşı çıkıyorum Havelka isimli mekana, son derece anlayışsız davrandılar ve müşterinin kendileri için bir anlam ifade etmediğini bize net olarak gösterdiler. Hemen yan tarafındaki TAPS’e geçtik ve 10-12 kişi kadar olan bir ekiple oturmak istedik, normalde o amaçla kullanılmadığı halde restoran bölümlerinde hemen bize yer hazırlayıp gerçekten güzel bir servis sundular, anlayış farkı diyorum ve kesinlikle TAPS’i öneriyorum, hatta akşam yemeğini de orada yiyebilirsiniz…
Sonrasında Tuğba ile ekipten ayrılıp dolaştık biraz, eski günleri yad ettik, dertleştirk, şehrin güzelliğine, Porsuk Çayı’nın o an hüzünlü gelen sessizliğine bıraktık kendimizi… Sokaklarda dolaştık, kalabalığa baktık…
Saat 22′de şehrin ünlü konser mekanlarından 222′nin kapısındaki kuyruktaydık “Arka 10″lunun bir bölümü olarak, birkaç eksiğimiz vardı ama içeride buluştuk… 23′te sahne alacak olan Manga, klasik sanatçı/müzik grubu disiplini ile 23.30′u geçerken sahne aldı. Güzel ama sıkışık bir sahne, güzel diyebileceğim ışık sistemi ama arka taraflardan yeterince duyulmayan kötü bir ses sistemi eşliğinde yine de konserin akışına bıraktık kendimizi. Zaman zaman playback ve zaman zaman kendilerinin çaldığı müzikle eğlendiğimizi söyleyebilirim, kafamızdakileri atabildiğimiz kadarıyla tabii ki… Ve atamadıklarımızla…
Terli terli çıktığımız konser mekanından koşturarak geldiğimiz kampüs girişinde 15-20 dakikalık bir bekleme ve arkasından gelen otobüsümüz ile İzmir yolları… Yorgunluktan “Arka 10″lunun bile sesi kesilmişti… Ben mi? Ohoo, ben çoktan uyumuştum
Şehir dışı bir kaçış benim için, gündelik hayatın yoğunluğundan biraz olsun uzaklaşıp kafamı dağıtmak için bir fırsat, kendimi şarj etme yolum. Ve eğer bir gün imkanım olursa, kısa bir süreç için bile olsa, kimsesiz bir yere gideceğim, bir göl kenarı… Çadırım, uyku tulumum, kitabım, biraz müzik, yaktığım ateş, akşam yemeğinde yediğim gölden tuttuğum ve civardan bulup bıçağımla sivrilterek şiş haline getirdiğim cıvlığa geçirip kızarttığım balığın hazzı… Uzaklaşmak… Herşeyden… Herkesten… Bir gün…
Burak, leziz balıkları olan güzel bir göl biliyorum. Yanına arkadaş istersen kampet, uyku tulumu benden ama çadır yok. Gök kubbeyi ve mehtabı seninle çadır olarak kullanırız. Balıkları temizleyip pişirmeside benden. Ne dersin?
))
Allah